Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

flower3.gif (9114 bytes) dunya2.jpg (4450 bytes)    ozsivasamblem.jpg (6096 bytes) T629449A-1.gif (2199 bytes)  turkey.gif (8638 bytes)

anasayfa 

Felsefe Ana Sayfası   bilgi felsefesi    bilim felsefesi    varlık felsefesi    ahlak felsefesi    siyaset felsefesi    sanat felsefesi    din felsefesi

SANAT FELSEFESİ

I. Estetik:

Açık ve net olmayan duygusal alana ait bilgileri konusu içine alır. 18. yy.'da Alman Baumgarten'in yaygınlaştırdığı bir akımdır. Estetik, "güzel"in ne olduğunu soran, sorgulayan felsefe dalıdır. Sadece sanatta güzel değil doğada var olan güzel de estetiğin konusudur.

II. Sanat: İnsanın, güzel olana değişik açılardan şekil ve görünüm vermesidir.

Sanat Felsefesi: Sanatın ne olduğunu, sanatın olanaklarını, ölçütlerini sanatçının etkinliğini ele alan felsefe dalıdır.

III. Sanatçı Sanat Eserini Nasıl Ortaya Koymuştur?

A. Sanatı Taklit Olarak Açıklama: Sanat sanatçının doğadaki nesneleri taklit etmesiyle doğar. Kullanılan araçlara göre sanat türleri ortaya çıkar. Müzisyen ses, ressam renk aracılığı ile nesneleri taklit eder. Sanatın yöneldiği varlık ise doğadır, nesnelerdir. Sanatın, nesnelerin taklit edilmesiyle ortaya çıktığını savunan düşüncenin önemli temsilcileri Platon ve Aristo'dur.

B. Yaratma Olarak Sanat: Sanat, iyiyi, güzeli, mükemmeli arayan bir etkinliktir. Doğada mükemmellik olmamasına karşın, insan hayal gücü ve yeteneği ile ideal olanı (sanat eserini) yaratabilir.

C. Oyun Olarak Sanat: Sanat ile oyun arasında bir benzerlik vardır. Her ikisinde de yarar gözetilmez. Ayrıca insanı gündelik kaygı ve sıkıntıdan kurtarır. Onu özgürlük alanına götürür. F. Schiller'e göre insan oynadığı sürece tam bir insandır.

IV. Sanat Eseri:

Estetikte, bilgi felsefesinde olduğu gibi suje-obje ilişkisi sözkonusudur. Estetik olarak algılayan, duyumlayan suje (insan)'a karşılık algılanan bir obje (estetik obje) vardır. Bu ilişki sonucu sanat eseri ortaya çıkar.

V. Estetiğin Temel Kavramları

Sanat: İnsanla nesneler arasındaki estetik ilişki

Güzellik: Nesnelerin (objelerin) insanca beğenilen estetik görüntüsü

Sanat Eseri: Sanatçının ortaya koyduğu eser (şiir, resim, heykel)

Hakikat: Sanatçının eseri ile ilgili kabul ettiği doğruluk.

Hoş: İnsanın duygularının tatmin eden güzellik, iyilik ve uyumluluk.

Yüce: Saygı ve hayranlık uyandıran sanat eseri

Yansıtma (Memesis): Sanatçının gördüklerini taklit yoluyla eserine aktarma çabası.

Estetik: Objelerin duyularla algılanması görülmesi

Suje: Bilen, insan, sanatla uğraşan kişi, sanatçı

Sanat Objesi: Sanata konu olan nesne

Taklit: Sanatçının herhangi bir gerçekliği benzetme yoluyla eserine aktarması

Biçim: Form, şekil, görünüş

Estetik Yargı: Bir sanat eseriyle ilgili "bu güzeldir", "bu çirkindir" şeklindeki değerlendirme.

Değer Problemi: Sanat olaylarının ve eserlerininin olumlu veya olumsuz yönlerini değerlendirmek için ortaya konulan problemdir.

VI. ESTETİĞİN TEMEL PROBLEMLERİ

A. Güzellik Problemi:

1) Platon'a göre güzellik bir idea'dır. Mutlak ve değişmez, olup doğadaki güzellikler, ideadan pay aldıkları ölçüde güzel görünürler.

2) Aristateles'e göre güzel olan matematiksel olarak orantılı ve ölçülü olandır. Güzellik orantıyı ve belli bir büyüklüğü gösteren düzendir.

3) Hegel'e göre güzellik, mutlak ruhun nesnelerde görünür hale gelmesidir.

4) Kant'a göre ise güzellik, hiçbir amaç gütmeden öne sürülen üniversal ve zorunlu hükümler alanıdır. Güzeli doğru ve iyi'den ilk defa Kant ayırmıştır. Doğru bilgiyle, iyi değeri, ahlak ile ilgili konu eylem ve davranışlarla ilgilidir. Güzel ise, salt estetik bir değerdir.

Genel olarak güzellik hem doğada hem de sanat eserinde vardır. İster doğada isterse sanat eserinde olsun insanlarda estetik haz uyandıran nesnelere güzel denilmektedir. Her insanan her güzelliği beklenen biçimde görmesi kavraması mümkün değildir. Bu nedenle sanat eğitimi gerek doğada gerekse sanat eserlerindeki güzelliklerin görünüp kavranmasını kolaylaştırır.

B. Güzellik Doğruluk-İyi-Hoş-Yüce İlişkisi

a) Güzellik ve Doğruluk: Bir insanın kendine göre güzel algılaması, bu yargıların subjektif (öznel) olduğunu gösterir. Doğruluk ise, bilimsel mantıksal konulara yönelik olup (nesnel) objektif özelliktir. Örneğin, cisimlerin yer çekimine bağlı olarak düşmesi bilimsel doğrudur. Oysa düşen cisim güzel olarak algılanmayabilir.

b) Güzellik ve İyilik: İki kavram arasındaki farkı Kant şöyle açıklamıştır: Güzele karşı duyulan hoşlanma, görmeye, seyretmeye dayanırken iyiye karşı duyulan hoşmanma anlamaya, kavramaya dayanır. Yani güzellik algılanır, iyilik ise kavranır. Örneğin doğru söylemenin iyi olduğu kavranır. Oysa bir tablonun güzel olduğunu algılarız.

c) Güzellik ve Yücelik: Güzel sınırlı bir objeyi gerektirir. Yüce ise sınırsızlıktan sonsuzluktan gelir, saygı uyandırır. Kant'ın bu yaklaşımı ile güzel ve yüce kavramları arasındaki farklılık belirtilmiştir. Örneğin, çok yüksek bir dağı yüce olarak belirtmemize rağmen her zaman güzel olduğunu söyleyemeyiz.

VII. Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar:

A. Estetik Yargıların Yapısı: Estetik yargılar, kişilere göre farklılık gösteren beğeni yargılarıdır. Subjektif yargılardır. Estetik yargıların farklılığını yaratan beğeni farklılığıdır. İnsanlar, estetik konusunda eğitildikçe ve ortak kültür değerleri arttıkça, beğeni ve estetik yargıların farklılığı azalacaktır.

B. Ortak Estetik Yargıların Olup Olmadığı:

1. Bu yargıların Varlığını Reddedenler: B. Croce'a göre sanatta ifade ile sezgi aynıdır. Sezgi, sanatçının yaratış sürecinde bir defalık estetik yaşantıdır. Birey bu yaşantının tanımını yapamaz. O halde, insan eserler karşısında herkesin paylaşabileceği genel geçer bir estetik yargı oluşturamaz.

2. Bu yargının Varlığını Kabul edenler: Kant'a göre "Çiçek güzeldir" yargısı herkes için ortak bir yaklaşımı belirtir. Çünkü, bu yargıya herkeste bulunan ortak duygudan hareket edilerek ulaşılmıştır.

Plotinos (205-270) estetik yargıların varlığını, "Tanrısal aklın evrede güzellik biçiminde yansıması" olarak kabul etmiştir. Hegel estetik yargılar için "Mutlak ruhun nesnelere güzellik görünüşünde ulaşmasıdır." ifadesini kullanmıştır.

Schopenhaur ise, bu yargıları mutlak iradenin dışlaşması olarak açıklamaya çalışmıştır.